12/11/2011

Kurşun sesi kadar hızlı geçer yaşamak

Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır. Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu. Durup, durup ardına bakan kadınlar vardır. Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar. Herşeyi didikleyip duran, mazisinin gölgesinden, anılarının yükünden bir türlü kurtulamayan, gözleri ufuk yorgunu kadınlar. Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadaş edinecek yaşları geride bıraktıysan eğer, hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak çağı da geride bırakmış oluyorsun. Zaman ilerledikçe birçok sey, daha zor olmaya başlar.

Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor. Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar, bir daha iflah olmuyor,geçip gittiğiyle kalıyor. Zaman, aşk... herşey! Ayrılıkları ayrıntılar acıtır. Kadınları mahveden erkekler değil, ayrıntılardır. Erkekler, erkekliklerinin tadını alabildiğine çıkartırken, kadınlar bu konuda da umutsuzdurlar. Çünkü kadınlık bekler. Ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır.

"Murathan Mungan"

12/04/2011

Bir hayli kırgınım. Beni anlamadığın kelimelerin, aslında her şeyi anlatıyor oluşlarına kırgınım.

biraz değiştim,
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
değiştim…

unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
ben benimle savaşıyorum,
seninle değil…


elbet alışırım…
biraz alıştım.
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…

alıştım!
varlığını istemediğim tüm eksik yanları
ve çokluğunu da, yokluğunu da istemediğim
iki arada bir derede duyguya alışıyorum…
bir yanım bırak diyor bir yanıma
kesin değil! henüz tanıştık…
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…

tanıdığımı sandığım bana daha yakınım artık
duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda
ve aynalarda ağlarken gördüklerim kendi tarafımda
bir yanım memnun oldum diyor,
bir yanım tanıyamadım daha
samimi değil…
bir hayli kırıldım…
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…

canıma batan her halin felç gibi indi bedenime
gözlerimden tut da ciğerlerime kadar kırgınım…
aslında ne sana, ne olanlara…
kendime kırgınım!..
maziye hiç değil, âna kırgınım
anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına
dinlediğim şarkılarda bana seni anımsatan şarkıcılara
beni anladığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşuna
bir hayli kırgınım…
beni ben kırdım oysa…
iyi değilim.

galiba yoruldum…
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…

kalbime, kalbimi kanıtlamaktan
ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan...
aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!
sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum.
şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık
ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!..

toprağa bakan yanım senden zaten ayrı
sana bakan yanımsa toprakla aynı
hıh! ne yaparsan yap, gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin!

gözlerim yorgun…
dudaklarım hissiz…
sarılmadan geçip giden uğurlamaların, kavuşmaları hep beklentisiz
söyleyemediklerini söylesen de şimdi
sesine aşina yanım, onca sessizlikten sonra artık sağır!
isteyerek değil…
çok çalıştım

paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine
beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkiye
ve bence bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen
daha önce de gitmiştim…
çok çalıştım…

daha önce de gitmiştim…
kendi isteğimle…
anladım ki daha önce sevmemiştim!

çok çalıştım inan
değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye
her defasında daha da tozlanan canımı kırmadan korumaya
ve alışmaya kendime…
bu göz gözü görmez dumanlı halime
çok alışmaya çalıştım hem de…

tanıştım seninle doğan yanımla da, ölen yanımla da
birini yaşattım! yaşatıyorum da hala
ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum da
yorulmak, dinlenmekten geçmiyor
an be an çöküyor, insanın içindeki güç
işığı sönüyor…
beyaza dönüyor rengi git gide
hissizleşiyor…

ne yormak istedim seni,
ne de yormak kendimi
söylediğin gibi,
çok çalıştım
gitmeye de kalmaya da…
ikisi de aynı acı, ikisi de rezil
daha önce de gitmiştim
ama böyle kalarak değil
böyle kalarak değil...

"Çisel Onat"

11/30/2010

İknanın Anahtarı



Mediacat sitesinde gezinirken gözüme ilişen bu kitap hemen aklımın da bir köşesine ilişiverdi.İsmini fazla klasik bulduğum kitabın, aslında konusu cazip gelmişti. Çünkü uzun zamandır bu konuda düşünüyordum.Manyak müşterileri ikna yöntemleri,kriz iletişimi vs.. Bu kitabın bana bir şeyler katacağını düşünüp,heyecanla atıldım...Bir kitap almadan önce ilk sayfasını muhakkak okurum. Okudum, ilk sayfa da güzel geldi tamam dedim budur.Kitap asla kötü olmaz,tek sayfasından kazanacağın bilgiler, günü geldiğinde bir işinde büyük kurtarıcın olur gibi sözlere pek de inanmam:)Çünkü o bilgiyi kazanırken aynı zamanda onun beni eğlendirmesini ve heyecanlandırmasını isterim...Bu kitap sonraki 10 sayfada kabusum oldu.İnanılmaz klasik yöntemleri sanki büyük bir buluşmuş gibi anlatmasına hala anlam veremedim.Mark Goulston tecrübe ve başarı dolu bir hayat yaşamış olsa da bence Elif Şafak'ın yabancı şubesidir..Henüz kitabın yarısına bile gelmemiş olsam da içimdeki duyguları yazmadan geçemeyeceğim :)Satın alacak olan varsa bir kez daha düşünsün :) Ya da gelip benden alabilir :)

11/05/2010

Nutella Kahvaltının Yıldızı



Nutella"Kahvaltının Yıldızı"işlerini sanıyorum artık görmeyen kalmamıştır.
Kampanyanın görselini bulamadığımdan malesef ekleyemiyorum.Ancak bu konuda yazmasam çatlayacaktım.Muhtemelen Nutella'nın bu anlamsız işlerini yorumlamak isteyen ender kişilerden olduğumdan görsel bulamamam çok doğaldır:)




Öncelikle Nutella'nın sabit bir bir reklam ajansı ile çalışmadığını söylemek isterim.Paşa gönlü hangi ajansı isterse, dilediği kampanyayı o ajans ile sürdürmeyi uygun gören bir markadır.Yani siz bir reklam ajansı olarak Nutella'yı müşteriniz sanıp havasını atarken,onun çoktan sizi terkedip yeni bir kampanya ile bilboarları süslediğini görüp şaşırabilirsiniz.Bu ne kadar etik bir davranıştır orası ayrı bir tartışma konusudur efendim.

Velhasıl Nutella'nın belkide en sadık müşterilerinden birisiyim.Ancak markanın Türkiye'de bu zamana kadar beni etkileyen,şaşırtan, yaratıcı bir çalışmasını görememek çok üzücü.(Göreniniz duyanınız varsa lütfen iletişme geçsin:)Yıllardır aynı reklama sadece yeni bir slogan yapıştırması, bir de üzerine prodüksiyon şirketinde masaüstü iş cilası atması ve dönüp dolaşıp aynı yere gelmesini haketmeyen bir markadır.Nutella denildiğinde evet,hepimizin aklına önce muhteşem lezzeti geliyor.Bu konuda sağlam bir imaj sahibidir kendisi.Madem böyle o zaman sorarım sana ey sevgili Nutella neden bu kadar vasat ve anlamsız kampanyalar yapıyorsun?Madem her kampanya da medya planına deve yüküyle para harcıyorsun,o zaman işinin de hakkını verdirmelisin.Bir tek Şişli'deki gerilla çalışmasını beğendiğim "Kahvaltının Yıldızı" kampanyasının bir an önce gözümün önünden kaldırılması umuduyla...Ancak iştahım kurusun ki çok seviyorum seni.İyisi mi ne olursan ol yine de gel sen benim kahvaltı soframa :)

10/24/2010

Profesyonel...




Sırp yazar Duşan Kovaçevic'in yazdığı, İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı "Profesyonel" Yugoslavya'daki büyük dönüşümden önceki ve sonraki toplumsal-politik yaşamı kara-komedi türünde ve ironik bir uslupla anlatıyor.40 yaşlarında bir edebiyat adamı,sekreter ve gizli polisin heyecanla izlenecek hikayesidir efendim :)





Bu oyunu benden başka hiç kimse bu kadar çok görmeyi istememiştir herhalde.Günlerce konuştum,takip ettim ancak biletlerin çok önceden tükendiğini öğrendiğimde inanılmaz üzülmüştüm.Bir şeyi çok istersen olur derler,bu oyun da benim için öyle oldu aslında :)

Tam ümitlerim tükenmişti ki bir telefon !

Arkadaşım "Profesyonel'e" biletim var gelir misin?dediğinde sevinçten havalara uçtum.Ve bu heyecana da değdi açıkçası.Oyun, evet harikaydı ama oyunculuklar,oyunun da konusunun da önüne geçti.İzlerken büyülenmek böyle birşey olsa gerek.Uzun zamandır izlediğim hiç bir şeyde bu kadar
heyecanlandığımı ve hayran kaldığımı hatırlamıyorum.Özellikle Yetkin Dikinciler'den gözlerimi alamadım.Ses tonu,ounculuğu,sahneye hakimiyeti çok profesyoneldi çok :)Öyle ki izlerken o sahnede olmayı istiyor insan.














Ne kadar yazık ki bir türlü zaman ayırıp gidemediğim tiyatroyu ne kadar özlediğimi hatırlattı bu oyun.Kesinlikle gidilmesi gereken,konusuna,oyunculuklara ve uslubuna hayran kalınacak bir oyun..

Şiddetle tavsiye edilir ! :)

6/18/2010

Kısaca Lamborghini :)





Bu nasıl bir otomobil ismidir :) her izlediğimde güldüğüm bu reklam bana bir zamanlar ezberlemek için günlerimi harcadığım Rosalinda dizisindeki Fernando Jose Altamiano Delcastio ismi kadar kısa geldi :)

5/18/2010

Evinizin Herşeyi,,,



IKEA Türkiye 5.yılını kutluyor.Marka bunun için yine kendine has bir yöntem ve doğrudan pazarlama stratejik mantığı ile 5000 IKEA müşterisine 5 dakika içinde hazırlanabilen kendin yap,kendin ye pastaları hazırlamış ve adreslerine göndermiş.Her kutuya % 5 indirim kuponu da eklemeyi unutmayan firma bu akıllı yöntem ile 140.000 TL satış yaparak amaçladığı hedefine ulaşmış.Hem kendisini hem de hedef kitlesini memnun eden firma bu düşünce ile 2126 müşteriyi mağazaya çekmeyi başarmış olmanın keyfini yaşıyor olmalı.

Ajans : TBWA